ŞEYH BEDREDDÎN’İN YOLUNDA

Osmanlı tarihinin üzerinde en çok tartışılan konularından birisi Şeyh Bedreddin olayıdır. air jordan flight Bunun belli başlı sebebi, Osmanlı tarihçilerinin o dönemin resmi tarihine uygun eserler yazmak zorunda olmalarıdır. Osmanlı merkeziyetçiliğinin kurulması sürecinde ortaya çıkan toplumsal sorunlar ve sultanlık savaşında olan kardeşlerin güç rekabeti sonucunda, Osmanlı kaynaklarında bir zındık ve asi olarak nakledilmiştir. nike chaussures Resmi tarihte yer aldığı şekliyle konuyu alma geleneği, günümüze kadar devam etmiş görülmektedir. Dolayısıyla Şeyh Bedreddin, içerisinden geldiği Rumeli Gazileri ailesinin bir ürünü olarak merkeziyetçi devlet politikasının muhalefetinde kalmıştır. Fetret devrinin sosyo-politik keşmekeşliği sonucu, Şeyh Bedreddin, merkezî Osmanlı idaresinin kendilerine tehlike olarak gördükleri güçlere karşı yürüttüğü mücadele sonucu idam edilmiştir.[1]

Bütün bu resmi tarih yazışmalarının yanı sıra, Şeyh Bedreddin’in çağdaşı olarak kendisinden bahseden üç ana kaynak bulunmaktadır. Bunlar; Şeyh Bedreddin’in torunu Halil b. İsmail’in bizzat yazmış olduğu Menâkıb-ı Şeyh Bedreddin[2], İbn Arapşah ki bizzat Şeyh Bedreddin’le görüşmüştür[3] ve Bizans tarihçisi Dukas’ın eserleridir[4].

Şeyh Bedreddin’den bahseden diğer Osmanlı kaynakları ise bu üçünden faydalanmışlardır.

Şeyh Bedreddin’in torunu Halil b. İsmail’in, dedesinin ölümünden 45 yıl sonra yazmış olduğu Menakıbnâme’si, konunun en önemli kaynaklarından biridir[5].

“Olup Mansur, bu yolda verdi bâşın

Hüdâ aşkında hiç çatmâdı kaaşın

Münafıklar atarlar tain taaşın

Bizim mürşidimiz Şeyh Bedreddin’dir.”[6]

Bu eser, resmi Osmanlı tarihi kitaplarının aksine Şeyh Bedreddin’i onbeşinci yüzyılın önemli fikir önderlerinden göstermekte ve asılmasının asıl sebebini din ve iktidar kavgaları olarak yansıtmaktadır. Eseri yazanın torunu olduğu düşünüldüğünde bu eserin taraflı olduğunu düşünenler de bulunmaktadır. Menakıb-ı Şeyh Bedreddin’e göre Fetret Devri’nin sancıları, Çelebi Mehmet ve kardeşleri arasında güç ve vizyon çatışması sürerken Şeyh Bedreddin de o dönemde düşünen ve düşüncelerini halkla paylaşan etkin isimlerden biridir. Din hakkında felsefi sorulara cevap ararken fikirlerinin sözel olarak halka yayılması dönemin iktidarını rahatsız eder. Neydi o dönem iktidarı rahatsız eden fikirleri?

Hoca Sadedin Efendi[7], Taşköprülüzâde[8] ve Mustafa Alî[9], konuyla ilgili olarak Menakıbnâme’de geçtiği üzere; Şeyh Bedreddin’in kendisine isnat edilen suçu işlemediği, Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal’in isyanlarıyla bir ilgisinin bulunmadığı şekliyle anlatılır. Bunlara göre Şeyh Bedreddin’in etrafındaki insanlar ve müritleri, hasetçi ve kindar çevresinin şikâyeti ve etkisiyle I.Mehmed tarafından yanlış yorumlanmıştır. Hâlbuki Şeyh Bedreddin, döneminin makamı en yüksek âlimi, ünlü bir filozof ve miracı, idamıyla gerçekleşen üstün yaradılışlı kâmil bir insandır. Şeyh Bedreddin üzerinde çalışan bütün bilim adamları da bu konuda birleşmişlerdir[10]. Varidat haricindeki eserleri onun ulema sınıfından bir ilim adamı olduğunun birer göstergesidir. Özellikle Edirne’de kazasker iken yazdığı ve muhakemât usulü ile ilgili Camiu’l-Fusuleyn adlı eseri, ölümünden sonra bile birkaç yüzyıl boyunca Osmanlı medreselerinde okutulmuştur. Birçok yazma nüshaları bulunan bu eser, 1300 yılında Mısır’da basılmıştır.[11]

Halil İnalcık da, Şeyh Bedreddin’in basit bir derviş olmadığını, İslâm hukuku ve dinî ilimler üzerine önemli eserler veren büyük bilginler arasında bulunduğunu, daha sonra sufiliğe geçip, bir sufî şeyh olarak İbn Arabî’yi örnek aldığını ve onun Fususu’l-Hikem adlı eserine bir şerh yazdığını zikretmiştir. Hutbelerinden derlenmiş ve kendi tasavvuf anlayışını yansıtan Varidat’ta vahdeti vücut felsefesi işlenmiştir[12].

Bunlardan başka, Şeyh Bedreddin’in eserleri de, onun fikrî yapısının özellikleriyle ilgili bilgi veren kaynaklar durumundadır. Varidat hariç, bugün elimizde bulunan nüshaları itibariyle genellikle İslam hukukuna ait olup, üstelik bir kısmı İznik’te tamamlanmış eserlerinin hiçbirinde, kendisine isnat edildiği gibi ehlisünnet ve hukukuna karşı hiçbir fikir içermemektedir.

Modern incelemelere ve çeşitlik ideolojik doktrinlere konu edilen, Seyh Bedreddin’e ait olduğu iddia edilen bazı fikirler, Şeyh Bedreddin’e ait olmadığı gibi, en çok tartışılan Varidat’ta da bu düşüncelerin hiçbiri yoktur. Konunun ana kaynaklarından biri olan Dukas’a göre bu fikirler, Börklüce Mustafa’ya aittir. [13]

Dolayısıyla, Şeyh Bedreddin, vekayinâmelere göre Osmanlı tarihinin ilk zındık ve mülhidi olarak günümüze kadar gelmiştir.

ŞEYH BEDREDDİN KİMDİR?

Aslında Şeyh Bedreddin’in sonunu hazırlayan fikirlerine geçmeden evvel yaşam hikâyesini kısaca özetleyerek başlayalım. Günümüzde Yunanistan topraklarında kalan Simavna’da doğmuştur. Doğumu hakkında kesin bir bilgi olmamakla birlikte 1357 yılında doğduğu kabul edilmektedir. Büyükbabası Abdülaziz, Selçuklu soyundan gelmektedir. Menâkıbname’ye göre büyükbabası Abdülaziz, Selçuklu sultanı III. Alâeddin Keykubat’ın yeğeni ve veziridir. Babası İsrail ise Rumeli’yi fetheden ilk gazilerden olup Simavna kadısıdır. Annesi Melek Hatun ise sonradan Müslüman olan bir Rum’dur. Eğitimine Edirne’de babasının yanında başlasa da, hocası Molla Yusuf sayesinde fıkıh ilmiyle tanışır[14]. Hocası ölünce Bursa’da astronomi ve matematik alanlarında büyük ünü olan Koca Efendi, diğer adıyla Bursa Kadısı Şeyh Mahmud’dan dersler alır. Ardından Konya’da Feyzullah’tan mantık ve astronomi dersleri aldıktan sonra dönemin İslam ilim merkezi sayılan Kahire’ye gelir. Burada Memluk sultanı Berkuk’un dostu ve danışmanı olan dönemin ünlü âlimlerinden Ekmeleddin el Bayburti’nin öğrencisi olur.[15] Bu konumuyla Sultan Berkuk’un oğlu Ferec’in hocalığına tayin edilir. Sultan Berkuk’un sarayında yine dönemin ünlü âlimlerinden Hüseyin Ahlati ile tanışır ve fikirlerinden etkilenir. Burada Sultan Berkuk’un hediyesi olan Habeş cariye Cazibe’den Menâkıbname’in yazarı Hafız Halil’in babası İsmail doğar. Bedreddin hayatını bu Habeş cariye ile geçirecektir.

Tebriz yolculuğunda Anadolu seferinden dönen Timur’la karşılaşan Bedreddin ilmiyle Timur ve çevresini etkiler. Timur kendisiyle gelmesini istese de Bedreddin bunu reddeder ve Kahire’ye döner. Tasavvuf yolunda yol göstericisi Hüseyin Ahlati ölümünden hemen önce Bedreddin’i halifesi ilan eder. Ancak Bedreddin hem Mısır’ın içinde bulunduğu siyasi karmaşa, hem de Ahlati müritlerinin kendisine yaptığı muhalefetten dolayı Mısır’ı terk eder.

Mısır’dan Rumeli’ye yola çıktıktan sonra Menâkıbname’de belirtilen güzergâha bakacak olursak çok farklı, akılda şüpheler uyandıran bir yol izliyor. Şeyh Bedreddin önce Halep’e sonra Karaman ve Germiyan Beyliklerinin topraklarına girer. Bu topraklarda tanınmaktadır. Buradan Menderes vadisi boyunca ilerleyerek Aydın’a gelir. Menâkıbname’de yazıldığı üzere, Bizar köyünde en önemli müritlerinden Börklüce Mustafa ile tanışır. Daha sonra Tire üzerinden İzmir, İzmir’den Hıristiyanların yaşadığı Ceneviz hâkimiyetindeki Sakız Adası’na geçer. Kütahya ve Domaniç üzerinden Bursa’ya doğru yol aldığında Sürme köyünde diğer önemli müridi Torlak Kemal ile tanışır. Gelibolu üzerinden Trakya’ya geçer ve Edirne’ye ulaşır. Bütün bu Kahire – Edirne yolu üzerinde uğradığı yerlerde müritleri toplanmıştır.

Bu sırada Osmanlı Fetret Devri’ni yaşamaktadır. Yirmi yıla yakın süren Fetret Devri’nde şehzadeler arasındaki iç savaş yabancı ülkeleri rahatsız ediyordu. Osmanlı İmparatorluğu içinde kiminle anlaşacaklarını bilmiyorlardı ve bir an önce barışın tesis edilmesini istiyorlardı. Şeyh Bedreddin bu devirde Şehzade Musa Çelebi’yi destekliyordu ve o dönem Edirne’ye hâkim olan Musa Çelebi Bedreddin’i Edirne’ye kazasker yapar. Fetret devri sadece bir saltanat kavgası değil, o dönemde imparatorluğu hangi vizyonun yöneteceğinin kavgasıydı.

Bu dönemde şeyhliğinin yani mutasavvıf kişiliğinin yanı sıra kazasker de olması dikkat çekici kişiliğinin bir parçası olarak yorumlanabilir. Kazaskerken kaleme aldığı Cami’ü’l-fusuleyn o dönemki fıkıh anlayışına bir yenilik getiriyor: öncelikle o dönemin fıkıhlarına aykırı olarak içinde taklit barındırmıyor. Bu eserinde Şeyh Bedreddin, var olan fıkıhları taklit yerine bilinmeyen sorulara daha özlü ve daha rasyonel cevaplar arıyor. Bu da o dönem belli bir kalıp içinde dini yönlendiren din adamlarını kızdırıyor. Kaynaklara dönüp özgün yorum yapma çabası içindeki Şeyh Bedreddin Kant’ın Aydınlanma çağı filozoflarını tanımladığı gibi bildiğini söylemeye cesaret etti.

Musa Çelebi kardeşi Mehmet Çelebi karşısında yenik düşünce, Musa Çelebi’yi destekleyen Şeyh Bedreddin 1413’te ailesiyle birlikte İznik’e sürgün edilir. Bu sırada Aydın ve Manisa’da müritleri Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal’in yönettikleri isyanlar patlak verince İsfendiyer Bey’inin yanına gider.

İsyanların temelinde köylülerin, yöredeki derviş ve Hıristiyanların desteğini almaları yatıyordu. Aydın’a oradan Karaburun dolaylarına giden Börklüce Mustafa, köylüleri ve Hıristiyanları teşkilatlandırdı. ugg bailey bow for sale Topraklardan ağa-bey takımı atılarak toprağı hep beraber işlemeye ve sosyal adaleti kurmak üzere bir düzen sağladılar. Durumdan şüphelenen Sultan Çelebi Mehmet, Saruhan (Manisa) valisini üzerlerine gönderdi. Teşkilatlanmış olan köylüler valinin kuvvetlerini Karaburun’un dar geçitlerinden geçmelerine izin vermediler ve bozguna uğrattılar. Börklüce Mustafa’nın çok çok güçlü olduğunu ve çok iyi teşkilatlandığını görünce Sultan Çelebi Mehmet bu sefer de Sultan Murad’ı büyük bir kuvvetle üzerlerine gönderdi.

Bizanslı tarihçi Dukas’a göre isyancıların sayısı altı bin, Osmanlı tarihçilerden Şükrüllah bin Şehabettin’e göre dört bin, İdris-i Bitlisi’ye göre ise on bindir. Çarpışmada içlerinde Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal’in de olduğu sekiz bin kişiyi öldürdüler, diğerleri esir edildiler.

Şeyh Bedreddin, İsfendiyar Emiri’nin yanına sığındıktan sonra, oradan Balkanlara geçer. Dobruca, Silistre ve Zağra, oradan, kaynaklarda Ağaçdenizi diye geçen bugün Bulgaristan’da Deliorman adıyla bilinen bölgede isyana başlar. Onun nihai hedefi darü’l-guzât Edirne’ye ulaşmaktı. Menakıbnâme, Bedreddin’in Ağaçdenizi’ne geçişini I.Mehmed’le görüşme ve konuşma maksadını taşıdığını ama bazı gammazların bu hareketi sultana karşı bir isyan olarak gösterdiklerini öne sürer[16].

Bu olayı hapis yattığı yıllarda okuyan şairimiz Nazım Hikmet çok etkilenir ve “Şeyh Bedreddin Destanı”nı yazar. İsyan kitabında şu dizelerle destanlaşır:

“Hep bir ağızdan türkü söyleyip

hep beraber sulardan çekmek ağı,

demiri oya gibi işleyip hep beraber

hep beraber sürebilmek toprağı

ballı incirleri yiyebilmek hep beraber

yâr’in yanağından gayri her şeyde

hep yerde

hep beraber dinleyebilmek için

on binler verdi sekiz binini…

Yenildiler.
Yenenler, yenilenlerin
dikişsiz ak gömleğine sildiler
Kılıçlarının kanını.
Ve hep beraber söylenen bir türkü gibi
hep beraber kardeş elleriyle işlenen toprak
Edirne sarayında damızlanmış atların
eşildi nallarıyla.
Tarihsel, sosyal, ekonomik şartların
zaruri neticesi bu!
deme, bilirim!
O dediğin nesnenin önünde kafamla eğilirim.
Ama bu yürek
o, bu dilden anlamaz pek.
O, “hey gidi kambur felek,
hey gidi kahpe devran hey”,
der.

Ve teker teker,
bir an içinde,
omuzlarında dilim dilim kırbaç izleri,
yüzleri kan içinde
geçer çıplak ayaklarıyla yüreğime basarak
geçer Aydin ellerinden Karaburun mağlupları…”

İsyan sonrasında yaşanan bozgundan sonra Edirne’ye dönmeye karar verir. Sultan Çelebi Mehmet isyanların başındaki kişi olarak gördüğü Şeyh Bedreddin’i Edirne’ye varamadan ele geçirir.

I.Mehmed, Şeyhin ilmine ve sufî kişiliğine duyduğu saygıdan dolayı onun cezasını ulemanın vermesini istedi. Yapılan yargılamada suçlamalar ve savunmadan sonra, o sırada İran’dan yeni gelmiş Sünnî bir alim olan Molla Haydar, Şeyh’in başta peygamberlik iddiası olmak üzere, dinî düşünceleri ile ilgili savunmasını beraatı için yeterli bulmuş, ancak devlete karşı ayaklanma suçunu sabit bularak, “şer’an katlinin helal malının haram” olduğuna hükmetmişti. Âşıkpaşazâde başta olmak üzere birçok kaynak, idam fermanının bu şekilde verildiğini belirtirler. Böylece Serez pazarında asılarak idam edilen Şeyh Bedreddin’in malları, varislerine verildi (1416) [17].

Şeyh Bedreddin, Serez çarşısında 1420 yılında asılır ve burada defnedilir. 1961’de kemikleri Sultan Mahmud’un İstanbul Divanyolu’ndaki türbesine getirilerek defnedilir.

Menakıbnâme’nin söyledikleri üzere, Şeyh’in bir zındık ve mülhit olarak “şer’an” değil de, devlete isyan suçundan “örfen” idam edildiği konusunda, gerek İ.H.Uzunçarşılı, H.İnalcık, A.Y.Ocak, gibi modern tarihçiler, gerekse hukukçular hemfikirdirler[18]. Menakıbnâme’ye göre Börklüce ve Torlak Kemal’in entrikaları ona mal edilir. Aynı zamanda Şeyh’in Aydıneli’ndeki iki isyanla ilgisi olmadığı da belirtilir.

Şair Nazım Hikmet “Şeyh Bedreddin Destanı” adlı eserinin sonunda şeyhin asılması olayını şu şekilde aktarmıştır:

“Yağmur çiseliyor,
korkarak
yavaş sesle
bir ihanet konuşması gibi.

Yağmur çiseliyor,
beyaz ve çıplak murted ayaklarının
ıslak ve karanlık toprağın üstünde koşması gibi.

Yağmur çiseliyor.
Serez’in esnaf çarşısında,
bir bakirci dükkânının karşısında
Bedreddinim bir ağaca asılı.

Yağmur çiseliyor.
Gecenin geç ve yıldızsız bir saatidir.
Ve yağmurda ıslanan
yapraksız bir dalda sallanan şeyhimin
çırılçıplak etidir.

Yağmur çiseliyor.
Serez çarşısı dilsiz,
Serez çarşısı kor.
Havada konuşmamanın, görmemenin kahrolası hüznü
Ve Serez çarşısı kapatmış elleriyle yüzünü.
Yağmur çiseliyor.”[19]

Meşrutiyetle başlayan liberal hava içerisinde eserlerini kaleme alan bazı Osmanlı tarihçileri, Şeyh Bedreddin’i resmî Osmanlı tarihçilik anlayışından farklı bir şekilde anlatmaya çalıştılar. Mesela, Osmanlı’nın son vakanüvisti Abdurrahman Ş.Efendi ve dört ciltlik bir Osmanlı tarihi yazan Ahmed Rasim, isyan ve din dışı hareketleri, Şeyh Bedreddin’in hayranlarından Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal’e atfederek, Şeyh’in bunlardan masun olduğunu zikretmişler; onun âlim, fazıl ve tasavvuf ehli birisi olduğunu, dolayısıyla ihtilalci bir karakter taşıyamayacağını belirtmişlerdi[20].

Dolayısıyla, Şeyh Bedreddin adının geçtiği hadiseleri anlayabilmek için, dönemin tarihini bilmek şarttır. Bu hareket, esas itibariyle Ankara Savaşı’nın ardından Osmanlı Devleti’nin içine düştüğü toplumsal bunalım ortamı ve yarattığı otorite boşluğuyla çok sıkı bağlantılı olduğu ortadadır. Yöneticisini kaybetmiş ve toprakları geçici de olsa çeşitli sebeplerle ellerinden alınmış, yağmalanmış, ekonomik gücü yara almış bir devletin ve toplumun içinde bulunduğu krizden çok, o devleti yeniden toparlanmasını sağlamayı, dolayısıyla siyasal iktidarı tekrar ele geçirerek hâkimiyeti yeniden kurmayı hedefleyen birden fazla güç ve çıkar çevresinin birbiriyle olan arbedesinin yarattığı bir keşmekeştir.

DÖNEMİNDE ŞEYH BEDREDDİN’İN ÖNEMİ

Şeyh Bedreddin adı, gazi kültürü yönüyle de anlamlıdır. Bizzat torunu Halil b. İsmail’in menakıbnamesi dahil, Şeyh Bedreddin’den bahseden bütün Osmanlı kaynakları, babası, Simavna kadısı İsrail b. Abdülaziz’in bir Osmanlı gazi lideri ve aynı zamanda kadı olduğunu, I.Murad zamanında Edirne’nin fethinden birkaç yıl önce Meriç nehrinin batısında bulunan Dimetoka’nın ele geçirilmesiyle birlikte, yakınlarındaki Simavna kalesini zaptettiğini, sonra da buraya bizzat komutan ve kadı tayin edildiğini ittifakla yazarlar.[21] Menakıbnâme, Dimetoka’nın gazi reislerinden Hacı İlbeyi tarafından fethedildiğini söylediğine göre, şeyhin babasının onun maiyetindeki emirlerden biri olduğu tahmin edilebilir. Buradan hareketle Hacı İlbeyi’yi Şeyh Bedreddin’in babası olarak kabul edenler de vardır.[22] Hacı İlbeyi, Seyyid Ali Sultan (Kızıl Sultan) olarak rivayetlere ve menkıbelere konu olmuş bir veli-gazidir. Hacı İlbeyi, Dimetoka’da Sarı Saltuk’tan daha ziyade dervişliği ve gaziliği şahsında birleştirmiştir.[23]

Gazi dervişlerin açık ve hoşgörülü ideolojisi, Anadolu’da Konya Selçukluları bünyesinde bir İslam-Hıristiyan uzlaşması yaratmayı başaran güçlü şahsiyetler tarafından 13.yy.dan itibaren yayılmıştı. Mevlevî tarikatının lideri Mevlana, Bektaşî hareketinin lideri Hacı Bektaş Veli, Anadolu’da bulunduğu dönemde Türk tasavvuf hareketine damgasını vuran İbn Arabî, bu şahsiyetler arasındadır. Aile tarafından Mevlana’ya, tasavvufî açıdan İbn Arabî’ye, içerisinden çıktığı gazi muhiti vasıtasıyla da Bektaşilerle kaynaşmış Şeyh Bedreddin, evlad-ı fatihan neslinin ilk kuşak Türkleri, ya da Balkanların “unutulmuş Müslümanları” arasında ele alınmalıdır. Bir gazi ile Hıristiyan bir annenin oğlu olan Bedreddin, Ortaçağın sonlarında Balkanlar’ın bağrında kurulmakta olan Türk-Osmanlı dünyasında önemli bir rol oynamasını sağlayacak, birçok mirası kimliğinde barındırıyordu.[24]

Bedreddin’in ailesi içerisinde Hıristiyan kökenli üyelerin varlığı, onun hem bu dine bakış açısında, hem de düşünce yapısının renkli bir kişilikle bütünleşmesinde etkili olmuş olmalıdır. Böylece Şeyh Bedreddin, Musa Çelebi’nin kazaskeri iken, gazilere tımar dağıtırken, gayrimüslim topluma da aynı cömertliği göstermesinde bu yakınlığın rolü olmalıdır. Bir gazi çocuğu olarak Şeyh Bedreddin’in her üç dinin mensuplarıyla aynı mesafede yaklaşımıyla, Yıldırım Bayezıd’ın çocuklarına, Mehmed, Mustafa, İsa, Musa, Süleyman gibi her üç dinin temsilcilerinin adlarını koyması, bir tesadüften ziyade, o devrin insanlarına

ve hatta sultanın sarayına hâkim olan umumi bir cereyanın yansımasından başka bir şey olamayacağı kanaatindeyiz. Zira tasavvufta, Musa, İsa ve Muhammed, aynı ilahi gerçeğin elçileridir.

ŞEYH BEDRETTİN’İN FİKİRLERİ VE MANEVİYATI

Bedreddin, gençliğinde sınır boylarında gazilere kadılık yapmıştır. Sonra Musa Çelebi döneminde, uc gazilerinin beyi Mihaloğlu’yla birlikte, yeni merkezkaç rejimin başlıca destekçilerinin safında kalıverdi. O, uç gazilerine ülkenin iç bölgelerinde tımar verilmesini sağlayarak uçlarla merkezi devlet arasındaki eski anlaşmazlığa son vermek istemiştir. I.Mehmed, 1413’te Musa Çelebi’yi bertaraf edip Bedreddin’i İznik’e sürünce yandaşlarının tımarlarını ellerinden almıştır.

Şeyh Bedreddin’den önce de Anadolu’da, İbn Arabî, Mevlâna ve Yunus Emre gibi büyük mutasavvıflar, din ve etnik ayrımı gözetmeksizin, Anadolu’da yaşayan şehirli, konargöçer her kesime, Müslüman, Hıristiyan, Yahudi vs. her dinden topluluklara aynı seviyede hitap etmişlerdi. Mevlâna’nın, Tatar Şamanistleri dâhil, her dinden müritleri vardı. O, Konya’da iken İstanbul’da haberleştiği papaz dostları vardı.[25]

Anadolu’nun her tarafına yayılmış ve Rumeli’ye de göçlerle taşınmış olan bu serbest fikirler, Şeyh Bedreddin’in de düşünce dünyasını etkilemiş, onun tasavvufî kişiliğini şekillendirmiştir. Zira Şeyh Bedreddin, eserlerine şerh yazdığı İbn Arabî’nin ekolünden giden bir vahdet-i Vücudçu idi. Ayrıca Bedreddin’in dedesi, hem gazi hem de bir Mevlevî idi. [26] Kısaca, Şeyh Bedreddin’in Batı Anadolu’da ve Balkanlar’da, her din ve kesimden hayranları ve sempatizanlarının bulunması onun asi ya da din dışı olduğundan değil, bilakis içerisinden çıktığı çevrenin ve aldığı tasavvufi eğitimin bir sonucudur. Şems-i Tebrizî ile tanışmasından sonra Mevlana’nın geçirdiği ruh devrimi onu nasıl tasavvufa yönelttiyse, Şeyh Bedreddin de Şeyh Hüseyin Ahlatî ile tanışmasından sonra aynı ruhsal sürece geçmiştir. Dolayısıyla her ikisinin eserlerindeki Batınî özellikler, her ikisinin şeyhleri olan mistiklerin, İran orijinli olmasından kaynaklanmaktadır. Menakıbnâme’ye göre de Şeyh Hüseyin Ahlatî, Bedreddin’i,

bağlantısı olduğu Tebriz’e göndermiş idi. [27]

Şeyh Bedreddin Hilmi Yavuz’a göre bir mutasavvıf, Nazım Hikmet’e göre ise bir eylemciydi. Bedelini hayatlarıyla ödedikleri isyan gerçekte planlı mıydı? Tüm sosyal adalet fikirlerinin arkasında bir sosyal program veya toplumu dönüştürme projesi var mıydı? Siyasi dava güdüyor muydu Şeyh Bedreddin? Bununla ilgili Şeyh Bedreddin çok fazla suçlanmış, ancak yazdıkları incelendiğinde böyle bir sosyal proje çıkmıyor. Ancak asıl eylemciler Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal idi ve fikirlerinden etkilendikleri şeyhlerinin fikirlerini siyasi davaya dönüştürdüler.

Ölümünden sonra eserlerinin birçoğu gizlenmiş veya kaybolmuştur. asics tiger En iyi incelenen ve bilinen eseri Vâridât bile 19. Yüzyılda defalarca yakılmıştır. Aslı Arapça olan Vâridât’ın yayılması fikirlerin sözel olarak kulaktan kulağa aktarılmasıyla olmuştur. Menâkıbname’ye göre Şeyh Bedreddin’in 48, başka kaynaklara göre 38 yapıtı vardır. asics men Bazı yapıtların adı bilinmekle birlikte beraber günümüze ulaşamamıştır.

Şeyh Bedreddin’in bugün geniş kitlelerce tanınmasının en önemli sebeplerinden biri Nazım Hikmet’in “Şeyh Bedreddin Destanı” adlı eseridir. Nazım Hikmet nasıl etkilenip böyle bir eser yazdıysa, modern Türk aydınları Şeyh Bedreddin’i sınıf mücadelesinin öncüsü ve Osmanlı otoritesine isyan ederek sosyal bir düzen kurmak isteyen bir devrimci gibi görmektedirler. Bu düşünce Bizanslı tarihçi Dukas’ın Börklüce Mustafa isyanı ile ilgili yazdıklarına dayanır. Dukas buradan çıkardığı yorumla Şeyh Bedreddin “ Ben senin emlakine tasarruf edebildiğim gibi sen de benim emlakime aynı surette tasarruf edebilirsin” diyerek ortak mülkiyeti savunmakta ve bu söylemle köylüleri yanına çekmekteydi. Bedreddin’in öğretisi, tasavvuf çerçevesi içinde, her bakımdan toplumcu bir karakter taşıyor. Şit bir toplum kurarak tüm zenginlikleri halka arasında paylaştırmak, böylece çelişkileri, karşıtlıkları ortadan kaldırmak amacıyla köylüleri soylu sınıfa karşı ayaklandırmak fikri Vâridât’ta üstü kapalı şekilde ima ediliyor. Bedreddin, Vâridât’ta Kuran-Kerim’de Taha suresinin yüzbeşinci âyeti olan “Ey Muhammed! Sana dağları sorarlar; de ki: “Rabbim onları ufalayıp savuracak, yerlerini düzi kuru bir toprak haline getirecek, orada ne çukur ne tümsek göreceksin.”[28] Bedreddin bu âyeti şöyle yorumluyor: Bu âyetle verilen haber, zamanın sonunda Hakk’ın görüneceğine, birliğin genelleşeceğine; egemenliğin, üzerinde eğrilik bulunmayan Hakk’ta toplanacağına; sıfat dağlarının ortadan kalkacağına; o çağı hükmü altına alan varlığın, bütün yaratıkları da çağırarak, tam birliği kuracağına; onu gizleyen büklüm ve kıvrımların açılacağına; gökleri ve kendi sıfatlarının belirlediği varlıkları, Rahman adı verilen Hakk’ın hükünleri kabul ettirmek için yumuşatacağına işarettir. [29]

Bedreddin’in toplumculuğu, sürgün olarak gönderildiği İznik’te başlıyor. Tanrı, dünyayı yarattı ve insanlara verdi. Şu halde dünyanın toprağı ve bu toprağın bütün ürünleri insanların ortak malıdır. İnsanlar eşit olarak yaratılmıştır. Birinin mal toplayıp öbürünün aç kalması Tanrının amacına aykırıdır. Ben, senin evinde kendi evim gibi oturabilmeliyim. Sen benim eşyamı kendi eşyan gibi kullanabilmelisin. Çünkü bütün bunlar hepimiz içindir ve hepimizindir.

Bedreddin’in yaydığı diğer önemli fikir ise, dinler arasında fark olmadığı, bütün dinlerin eşit ve benzer ilkeler üzerine kurulduğudur. Kendisi İslam âlimi olmakla birlikte annesi, eşi ve gelini iman edip Müslümanlaşmış Hıristiyanlardır.

Bedreddin, aile konusundaki düşüncelerini şöyle anlatmaktadır: Her şey çift olarak yaratılmıştır. Canlılık ve devim (hareket), olumlu ve olumsuz güçlerin ilgisinden doğar. İnsanlık, kadınla erkeğin birleşmesinin ürünüdür. Nikâhlı kadınlar mal ortaklığının dışında tutulmamalıdır. Karı koca birliği dışında kalan her şey ortak mal olmalıdır.

Din konusunda.Bedreddin’in fikirleri birleştiricidir. Tanrı insanlara akıl verdi. Herkes, Tanrıyı aklının erdiğince kavrayabilir. Düşünce ve vicdan özgürlüğü, doğal düzenin ürünüdür. Ayrılıklar din adamlarının işleri karıştırmasından doğmuştur. Nike Air Max 1 Bunlar ortadan kaldırılırsa bütün dinler bir olur.

Bedreddin, devlet yönetimi kosununda demokrasiyi yeğliyor: Hükümet, seçimle kurulmalıdır. Ulus, tam bir özgürlük içinde oyunu kullanabilmelidir.

Bedreddin’in açık saçık maddeciliği, tasavvuf konusundaki düşünceleriyle büsbütün belirmektedir: Örneğin, varsayılan ölüm ötesi (ahret) üstüne hemen bütün tasavvuf bilginleri sustukları, gerçek düşüncelerini açıklamak gücünü gösteremedikleri halde Şeyh Bedreddin, Vâridât adlı yapıtında korkusuzca ve açık yürekle şunları söylemektedir: Ruhlar, maddelerde bulunan güçlerden ibarettir. İnsanı iyiliğe sürükleyen kendi gücü melek, kötülüğü sürükleyen kendi gücü de şeytandır. Deccal, Dabbe, Mehdi’nin görünmesi gibi kıyamet belirtileri yüzyıllardan beri boşuna beklenmiştir, bundan sonra da boşuna beklenecektir. Vücut zerreciklerinin bir kez dağıldıktan sonra yeniden bir araya gelmesine ve cesetlerin yeniden dirilmesine imkân yoktur. Kitaplarda tanımlanan cennet ve cehennem bir düşçülük ürünüdür.

Bedreddin, ibadet konusunda da şunları söylemektedir: İbadet, bütün namazlar ve niyazlar, ahlakın düzeltilmesi, içyüzün arınması içindir. Gerçek ibadetin hiç bir koşulu, sınırı, biçimi yoktur. İbadet, hangi biçimde yapılırsa yapılsın, Tanrının isteğine uygun olur.

Bedreddin’in bu düşüncelerinin kökü, tasavvuf düşüncesindedir. Bedreddin’de, Thomas More gibi asılarak öldürülmüştür. İkisi arasında şu önemli ayrım vardır: More, çağına göre geri düşüncesinden, aşırı Katolikliğinden ötürü; Bedreddin, çağına göre ileri düşünüşünden, aşırı toplumculuğundan ötürü asılmıştır.

SONUÇ OLARAK

Balkanlarda geniş bir hayran kitlesini bulunan ve bu kitlenin çoğunluğunun merkeze uzak çizgide olması, ayrıca Şeyh Bedreddin’in Rumeli gazi çevresindeki nüfuzu, Fetret devrinden kalan bütün pürüzleri ortadan kaldırarak, tam teşekküllü bir merkeziyetçi devlet kurmak isteyen I.Mehmed için potansiyel bir tehlike idi. Dolayısıyla bütün bu nedenler göz önüne alındığında, I.Mehmed’in, merkezî otorite için ciddi bir tehlike teşkil eden Şeyhi ortadan kaldırması, gayet tabii idi. Nihayet, Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal isyanlarının bastırılmasından sonra, söz konusu asilerin kötü akıbetlerini öğrendikten sonra, vaktiyle kazasker iken, resmi görevi gereği de olsa bu asilerle temasta bulunması, sıranın kendisine gelmiş olduğunu düşündürmüş olacak ki, Şeyh Bedreddin, başına buyruk hareket ederek İznik’ten ayrılıp Rumeli’ye geçmiştir. Şeyh’in bu hareketi ve Rumeli güzergahında, yukarıda bahsedilen yerlerde etrafına insan kitlesinin toplanması, I.Mehmed için uygun bir fırsat doğurmuştu.

Kaynaklardan çıkan sonuç, Şeyh Bedreddin’in idam sebebi olarak, onun temsil ettiği merkeze düşman kuvvetlerin, merkezi otorite ile olan mücadelesi olarak kabul edilmesinin daha doğru bir yorul olacağı yönündedir. Bununla beraber, tarihlerimizdeki Şeyh Bedreddin olayı, devletin, gazi kültüründen imparatorluk sürecine geçişi sırasında yaşanan sancıların ilk ciddi örneğidir. Dolayısıyla Şeyh Bedreddin, içerisinden çıktığı toplum, hareket ve faaliyetleri, müttefik ve mücadelesi ile uzlaştırmacı kişiliği, onun bir zındık ve asi olarak ilan edilmekten ziyade, tam bir gazi kimliği içerisinde incelenmesi, tarihi hadiselerin akışına daha uygun olacaktır.

Kaynakça:

Alî Efendi, Mustafa; Künbü’l-Ahbâr, I.Cilt, haz. Ahmet Uğur, Mustafa Çuhadar, Erciyes Üniversitesi Yayınları, Kayseri 1997.

Anıl, Y.Şahin; Osmanlı Döneminde İki Dava Şeyh Bedreddin ve Mithat Paşa Davaları, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 1995.

Aşıkpaşazade; Aşıkpaşazade Tarihi, Nşr. Ali Beğ, İstanbul 1332.

Balivet, Michel; Şeyh Bedreddin Tasavvuf ve İsyan, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul 2004.

Divitçioğlu, Sencer; Osmanlı Beyliğinin Kuruluşu, Eren Yay., İstanbul 1996.

Döğüş, Selahattin: “Şeyh Bedreddîn ve Rumeli Gazileri”, Ankara Üniversitesi Dergisi.

Dukas; Bizans Tarihi, (çev. VL. Mirmiroğlu), İstanbul Fetih Derneği Yayınları, İstanbul, 1956.

Halil b. İsmail; Menakıb-ı Şeyh Bedreddin, nşr. A. Gölpınarlı-İsmet Sungurbey, Eti Yayınları, İstanbul 1967.

Hikmet, Nazım: Tüm Eserleri, III. Cilt, Cem Yayınları, 1973.

Hoca Sadedin Efendi; Tacü’t Tavarih, haz. İ.Parmaksızoğlu, K.B. Yayınkarı, Ankara, 1992.

İbn Arapşah; Ukudu’n-Nasiha: Takiyüddin Efendi, Tabakat-ı Hanefiyye, No: 1609, Veliyüddin Efendi Küyüphanesi, İstanbul.

İnalcık, Halil; Osmanlı İmparatorluğu Klasik Çağ (1300-1600), çev. Ruşen Sezer, YKY, İstanbul 2003.

Kafadar, Cemal; Between Two Worlds: The Construction of the Ottoman State, Californa Universal Press.

Kuran-ı Kerim, Diyanet İşlerin Bakanlığı, 1973.

Mumcu, Ahmet; Osmanlı Devleti’nde Siyasetin Katl, Birey ve Toplum Yay., Ankara 1985.2.bs.

Ocak, A.Yaşar; Osmanlı Toplumunda Zındıklar ve Mülhidler (15.-17.Yüzyıllar), Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 3. Baskı, Ankara, 1997.

Ocak, A.Yaşar; Osmanlı ToplumundaZındıklar ve Mülhidler (15.-17. Yüzyıllar), Tarih Vakfı Yurt Yayınları, (3. Baskı), Ankara 1997.

Oruç Bey; Oruç Bey Tarihi, (hz. N. Atsız), Tercüman 1001 Temel Eser, İstanbul 1972.

Rasim, Ahmed; Resimli ve Haritalı Osmanlı Tarihi, I. Cilt, İstanbul 1326.

Severcan, Şefaettin; “Şeyh Bedreddin Olayı”, Türkler, c.9, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara 2002.

Şeref Efendi, Abdurrahman; Devlet-i Aliye-i Osmaniye, I. Cilt, İstanbul 1315.

Taşköprülüzâde; Şakaîk-ı Numaniye ve Zeyilleri Hadaiku’ş Şakaik, (Mecdî M. Efendi Tercümesi- neş. new balance 515 Abdülkadir Özcan), Çağrı Yayınları, İstanbul, 1989.

Uzunçarşılı, İsmail H.; Osmanlı Tarihi, I, TTK Yayınları, Ankara 1988.

Yaltkaya, Şerafettin; “Bedreddin Simavi”, MEB İA, 2. Cilt.

Yaltkaya,Şerafettin; Simavna Kadısıoğlu Şeyh Bedrettin, haz. Hamit Er, İstanbul 1994.

Yener, Cemil,: Varidât, Elif Yay., 1970.

Yüksel, Müfid; Simavna KadısıoğluŞeyh Bedredddin, Bakış Yayınları, İstanbul 2002.

http://www.edebiyadvesanatakademisi.com/tasavvuf-ve-tasavvufi-asik-edebiyati/seyh-bedreddin-hayati-isyani-ve-fikirleri.html

http://www.nedirturk.com/page/80


[1] Döğüş, Selahattin: “Şeyh Bedreddîn ve Rumeli Gazileri”, Ankara Üniversitesi Dergisi, sf. 71-94.

[2] Halil b. İsmail; Menakıb-ı Şeyh Bedreddin, nşr. A. Gölpınarlı-İsmet Sungurbey, Eti Yayınları, İstanbul 1967.

[3] İbn Arapşah; Ukudu’n-Nasiha: Takiyüddin Efendi, Tabakat-ı Hanefiyye, No: 1609, Veliyüddin Efendi Küyüphanesi, İstanbul; Ş. Yaltkaya, “Bedreddin Simavi”, MEB İA, 2 Cilt, s.445.

[4] Dukas: Bizans Tarihi, çev. VL. Mirmiroğlu, İstanbul Fetih Derneği Yayınları, İstanbul, 1956.

[5] Halil b. İsmail; Menakıb-ı Şeyh Bedreddin, nşr. A. Gölpınarlı-İsmet Sungurbey, Eti Yayınları, İstanbul 1967.

[6] Age., sf. 138.

[7] Hoca Sadedin Efendi; Tacü’t Tavarih, haz. İ.Parmaksızoğlu, K.B. Yayınkarı, Ankara, 1992, c.II, s. 114

[8] Taşköprülüzâde; Şakaîk-ı Numaniye ve Zeyilleri Hadaiku’ş Şakaik, (mcedî Efendi Tercümesi), neş. oakley batwolf icons blue Abdülkadir Özcan, Çağrı Yayınları, İstanbul, 1989, c.I, s. 71-73.

[9] Alî Efendi,Mustafa; Künbü’l-Ahbâr, I.Cilt, haz. Ahmet Uğur, Mustafa Çuhadar, Erciyes Üniversitesi Yayınları, Kayseri 1997, 241-244.

[10] Ocak, A.Yaşar; Osmanlı Toplumunda Zındıklar ve Mülhidler (15.-17.Yüzyıllar), Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 3. Baskı, Ankara, 1997, s. 136-202.

[11] Severcan, Şefaettin; “Şeyh Bedreddin Olayı”, Türkler, c.9, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara 2002, s. 267.

[12] İnalcık, Halil;Osmanlı İmparatorluğu Klasik Çağ (1300-1600), çev. Ruşen Sezer, YKY, İstanbul 2003, 3.bs., s.197.

[13] Dukas, Bizans Tarihi, (çev. VL. Mirmiroğlu), İstanbul Fetih Derneği Yayınları, İstanbul, 1956, 67-69; Yaltkaya, M. Şerafettin; Simavna Kadısıoğlu Şeyh Bedreddin, haz. Hamit Er, İstanbul 1994, Kitabevi Yayınları, s.68

[16] Halil b. İsmail, Menakıb-i Şeyh Bedreddin, s.111.

[17] Aşıkpaşazade; Aşıkpaşazade Tarihi, s.93; Neşri Tarihi, I, s.147; Oruç Bey; Oruç Bey Tarihi, (hz. Adidas Gazelle Soldes N. Atsız), Tercüman 1001 Temel Eser, İstanbul 1972, s.45; Uzunçarşılı, İsmail H.; Osmanlı Tarihi, I, TTK Yayınları, Ankara 1988, s. 364-365; Severcan, Ş.; “Şeyh Bedreddin Olayı”, s.267

[18] Uzunçarşılı,İ.H.; a.g.e., s.365; Ocak, A.Y.; Zındıklar ve Mülhidler, s.176; Mumcu, Ahmet; Osmanlı Devleti’nde Siyasetin Katl, Birey ve Toplum Yay., Ankara 1985, 2.bs, s.127; Anıl, Y.Şahin; Osmanlı Döneminde İki Dava Şeyh Bedreddin ve Mithat Paşa Davaları, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 1995, s.90.

[19] Hikmet, Nazım: Tüm Eserleri, III. Cilt, Cem Yayınları, 1973.

[20] Şeref Efendi, A.; Devlet-i Aliye-i Osmaniye, I. Cilt, İstanbul 1315, s.124; Rasim, A.;Resimli ve Haritalı Osmanlı Tarihi, I. Cilt, İstanbul 1326.

[21] Bk. Halil b. İsmail, Simavna Kadısıoğlu Şeyh Bedreddin Menakıbı, s. 11-12

[22] Divitçioğlu, Sencer; Osmanlı Beyliğinin Kuruluşu, Eren Yay., İstanbul 1996, s.48

[23] Kafadar, Cemal; Between Two Worlds: The Construction of the Ottoman State, Californa Universal Press, s.116.

[24] Döğüş, Selahattin: “Şeyh Bedreddîn ve Rumeli Gazileri”, Ankara Üniversitesi Dergisi, sf. 88.

[25] Balivet, Michel; Şeyh Bedreddin Tasavvuf ve İsyan, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul 2004, s. 1-28.

[26] Bk. new balance black Halil b. İsmail, A.g.e., s.13, 92; Balivet, Michel; A.g.e., s.112; İnalcık, Halil; A.g.e., s.197; Ocak, A.Y.; Zındıklar ve Mülhidler, s.159.

[27] Bu tartışmalar için bk. Ocak, A.Y.; Zındıklar ve Mülhidler, s.


No comments yet... Be the first to leave a reply!

Leave a Comment

 

— required *

— required *